Home » Köşe Yazıları » Fesih Kaya » İstikamet

İstikamet

 

Kişinin her türlü aşırılıktan sakınarak doğruluk üzere bulunması anlamında ahlâk ve tasavvuf terimi.

Sözlükte “doğru, düzgün, dengeli, sabit ve kararlı olma” gibi anlamlara gelen kavm kökünden mastar olan istikamet “doğruluk, dürüstlük, adalet, itidal, itaat, sadakat ve dürüstçe yaşama” manalarında kullanılmaktadır.

Arapça sözlüklerde istikamet kelimesiyle ilgili olarak genellikle “dinî ve ahlâkî hükümlere uygun bir hayat sürme, her türlü aşırılıktan sakınma, Allah’a itaat edip Hz. Muhammed’in sünnetine uyma” şeklinde özetlenebilecek açıklamalar yapılmıştır.

Ragıp el-İsfahânî, istikamet kelimesinin düz bir çizgi gibi dosdoğru yol hakkında kullanıldığını ve bundan dolayı hak ve hakikat yoluna “sırât-ı müstakim” denildiğini ifade ettikten sonra istikametin insanla ilgili olarak “dosdoğru yol üzerinde sapmadan ilerleme” olduğunu ifade eder.

Bütün bunlarda kelimenin kökündeki “doğruluk, aşırılıklardan uzaklık, sebat ve kararlılık” anlamlarının korunduğu görülür. “Rabbimiz Allah’tır” dedikten sonra istikamet sahibi olanları övgüyle anan iki ayetteki
Muhakkak ki: “Rabbimiz Allah’tır.” deyip, sonra (da) istikamet üzere olanlara (Allah’a yönelip dini ikame edenlere) melekler inerler: “Korkmayın ve mahzun olmayın. Ve vaadolunduğunuz cennetle sevinin!” (derler).Fussılet30

Muhakkak ki onlar “Rabbimiz Allah’tır.” dediler. Sonra onlar istikamet üzere oldular. Artık onlara korku yoktur. Ve onlar mahzun olmazlar. Ahkāf 13

İstikamet kelimesi tefsir kitaplarında “samimi ve kararlı bir imanla hak ve hayır yolunda istikrarlı, dengeli bir hayat sürdürme” şeklinde açıklanmaktadır. Sahabeden birinin Hz. Peygamber’den kendisine, başka bir öğüde ihtiyacı kalmayacak şekilde bir öğütte bulunmasını istemesi üzerine;

Resûl-i Ekrem ona, “Allah’a iman ettim de, sonra da dosdoğru ol!” demiştir (Müsned, III, 413; IV, 385; Müslim, “İman”, 62).
Bu âyet ve hadisteki istikamet kelimesinin öncelikle tevhid inancında kararlılığı ifade ettiği belirtilmektedir. Nitekim Taberinin zikrettiği bir rivayette Resulullah bu âyeti okuduktan sonra, “Rabbimiz Allah’tır” diyerek iman eden insanların önemli bir bölümünün daha sonra küfre döndüğünü söylemiş, ardından da şöyle demiştir:

“Her kim imanla ölürse işte o istikamet sahibi olanlardandır.”
‘’Ey iman edenler Allah’tan gerektiği gibi korkunuz ve mutlaka Müslüman olarak ölünüz.”Ali imran 102

Fahreddin er-Razi’nin tespitine göre Fussılet suresinin 41. ayetinin yorumuna dair değişik görüşler ileri sürülmüşse de âyetin, “Rabbimiz Allah’tır diyenler” bölümünün iman ve ikrarla, “istikamet sahibi olanlar” bölümünün de iyi ve güzel işlerle ilgili olduğunu düşünmek daha isabetlidir.

Razi, bu âyeti açıklarken insanın mânevî bakımdan yetkinlik kazanabilmesi için kesin bilgi ve iyi davranışa sahip olması gerektiği yolundaki yaygın anlayışı hatırlattıktan sonra bütün bilgilerin başında Allah’ı bilmenin (mârifetullah) geldiğini, şu halde söz konusu ayete göre insanın yetkinliğinin Hakk’ın zatını tanıyıp O’nun yolunda bulunmaya, bu yolda iyilik etmeye bağlanmış olduğunu belirtir. Bütün iyi davranışların vazgeçilmez şartı, ifrat ve tefrite sapmadan istikrarlı ve dengeli bir şekilde orta yolu takip etmektir.

“Böylece sizi orta bir ümmet yaptık” (el-Bakara 143)
“Bizi dosdoğru yola ilet” (Fatiha 6)

Mealindeki ayetlerde olduğu gibi bu ayetteki “istikamet sahibi olanlar” ifadesinde de bu husus dile getirilmiştir.

Buna göre istikamet sahibi insan bütün davranışlarında aşırılıklardan uzak kalan, dengeli ve ılımlı bir hayat tarzını kararlı bir biçimde sürdüren kimsedir.

Ancak hayat boyunca her durumda istikamet çizgisinden sapmadan yaşamanın güçlüğü de kabul edilmiş ve bundan dolayı insanlardan mutlak bir istikametten ziyade imkân ölçüsünde istikamet sahibi olmalarını beklemenin daha gerçekçi olacağı düşünülmüştür.

Gazzali, iki aşırılık arasındaki orta çizginin “kıldan ince kılıçtan keskin” olduğunu ifade ettikten sonra iki aşırılıktan birine sapmadan dosdoğru çizgide ilerlemenin neredeyse imkânsız olduğunu, bu sebeple Meryem suresi71-72. Ayetlerde geçen sırât-ı müstakime yakınlığın kurtuluş için yeterli görüldüğünü belirtir ve şöyle der: “İstikametin zorluğundan dolayı her mümin kulun günde on yedi defa (beş vakit namazın farzlarında), ‘Bizi sırât-ı müstakime ilet! Diyerek dua etmesi gerektiği ifade edilmiştir” .

Hz. Peygamber’in kendisini yaşlandırdığını belirttiği ağır yükümlülüklerden biri de, “Sana emredildiği şekilde istikamet sahibi ol!” (Hûd 11/112) buyruğu olmuştur.

Fahreddin Razi, bu emrin itikâdî ve amelî hükümlerin tamamını kapsadığına işaret ederek bu konularda her türlü aşırılıktan uzak bir şekilde yaşamanın güçlüğüne dikkat çeker. Ona göre Resûl-i Ekrem’e, aynı zamanda İslâm dininin çok önemli bir ilkesinin ortaya konduğu bu ayettekinden daha ağır görev yükleyen başka bir âyet inmemiştir.

En‘âm süresinde (151-153)
• Allah’a ortak koşmamak,
• Ana babaya iyilik etmek,
• Evlâtların canına kıymamak,
• Kötülük ve iffetsizlikten uzak durmak,
• Hayata saygılı olmak,
• Yetim malına yaklaşmamak,
• Ölçü ve tartıda dürüst olmak,
• Doğru konuşmak,
• Allah’a verilen ahde vefa göstermek şeklindeki başlıca dinî ve ahlâkî ödevler sıralandıktan sonra bunun Allah’ın dosdoğru (müstakim) yolu olduğu, başka yollara sapmadan bu yolda yürümek gerektiği bildirilmektedir.

Müfessirler buradaki istikamet kavramı hakkında, “İslâm dışı her türlü inançtan ve sünnete aykırı düşünce ve davranışlardan, bid‘at ve hurafelerden uzak durarak Kur’an ve Sünnet hükümlerine göre yaşamak” anlamına gelecek şekilde açıklamalar yapmışlardır.
İstikamet; Allah’ın kitabına ve Peygamber’in sünnetine sarılıp bunlardan kopmadan yaşamanın adıdır.

Ahlâk ve tasavvuf kitaplarında istikamet insanın bütün yükümlülüklerine riayet etmesi, yeme, içme, giyinme ve her türlü dinî-dünyevî konuda itidal çizgisini takip etmesi, görevlerini yaparak günahlardan uzak durması, dinin ve aklın irşadına göre ubudiyet yolunda ilerlemesi gibi değişik şekillerde açıklanmıştır.
Aynı kaynaklarda yapılan tasniflerden istikametin
• Dilin istikameti,
• Hal ve hareketlerin istikameti,
• Nefsin veya kalbin istikameti şeklinde başlıca üç çeşidinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

Ahmed b. Hanbeli’n kaydettiği bir hadiste kalp ve dil istikamette olmadan imanın istikamette olamayacağı belirtilmektedir.(müsned)

Nefis istikamet sahibi olursa kişinin ahlâkını doğruluk ve dürüstlüğe yöneltir (Hakîm et-Tirmizî, s. 68, 78).

Hal ve hareketleriyle istikamet sahibi olmayan bir kimsenin bütün gayretleri boşuna harcanmıştır.

Ahlâkî nitelikleri ve huyları düzgün olmayan kişinin mânevî dünyasında gelişmesi, davranışlarının güzelleşmesi mümkün değildir.

Bu sebeple Ebû Ali el-Cürcânî şöyle der: “Keramet derdine düşme, istikamet sahibi olmaya çalış; çünkü nefsin seni keramet talebine zorlarken rabbin senden istikamet beklemektedir”

Gazzali, tasavvuf yolunun iki özelliği bulunduğunu belirterek bunları
• Kulun Allah’a karşı istikamet sahibi olması,
• İnsanlarla ilişkisinde barışı gözetmesi şeklinde gösterir.

Allah’a karşı istikamet sahibi olan kimse nefsini Allah’ın buyruğuna adar; insanlarla barış içinde olan kişi, meşru olduğu sürece insanların her talebini karşılamaya çalışır

Kuşeyrî, İstikamet aynı zamanda insanın bütün eylemlerinin değerini belirleyen ahlâkî bir özdür. Çünkü iyilikler onunla mükemmellik kazanır ve onun ortadan kalkmasıyla bütün iyilikler kötülüğe dönüşür.

Sonuç Olarak

“Emrolunduğun gibi dosdoğru olmaya devam et!” Hûd suresi 112
“Rabbimiz Allah’tır deyip sonra da dosdoğru yaşayanlara melekler gelerek: ‘Korkmayın, üzülmeyin, size vadedilen cennetle sevinin. Biz, dünya hayatında da âhirette de sizlere dostuz. Esirgeyip bağışlayan Allah’ın ikrâmı olarak (cennette) canınızın çektiği ve dilediğiniz her şey sizindir’ derler.” Fussılet suresi 30-32

“Rabbimiz Allah’tır diyenler sonra da dosdoğru olanlar için ne korku vardır ne de hüzün. Onlar cennetliktir. İşlediklerinin karşılığı olarak cennette temelli kalacaklardır. Ahkāf suresi 13-14

Ebû Amr Süfyân İbni Abdullah radıyallahu anh şöyle dedi:
– Yâ Resulullah! Bana İslâmı öylesine tanıt ki, onu bir daha senden başkasına sormaya ihtiyaç hissetmeyeyim, dedim.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

“Allah’a inandım de, sonra da dosdoğru ol!” buyurdu.(Müslim, Tirmizî, İbni Mâce)

Hadistende anlaşılacağı üzere
İslamiyet’i pek kısa bir şekilde tevhid ve istikamet olarak tarif etmek mümkündür.

Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“İşlerinizde orta yolu tutunuz, dosdoğru olunuz. Biliniz ki, hiç biriniz ameli sâyesinde kurtuluşa eremez. “Müslim, Buhari

O halde bir kere daha söylemekte fayda vardır; iman ve istikamet ebedî mutluluktur. Rabbim cümlemize nasip etsin.